Haber
Nisan 10, 2013

NCR-09 [Ekonomi]: Ürünler ve Üretimle Aşırı Özdeşleşme

yazan

Freek Lomme’nin New City Reader’ın 9. sayısı “Ekonomi” için kaleme aldığı metin. Sayının editrölüğünü ise Unfold grubu yaptı.

Eindhoven’li tasarım firması Lucas Maassen & Oğulları ile yerel post-endüstriyel şartların ötesine, bir küresel geleceğe sıçrayış.
Varoluş hallerimizi kuran güncel tasarımların ilham kaynağı olan yeni sınırlar yer değiştirmiş. Her şey sürekli değişir ve değişim zorunludur. Üreten, özgür işçiler daima sınırları zorlayacaktır.

Sınıflardaki Mücadeleler
Eindhoven’li tasarım firması Lucas Maassen & Oğulları hakkındaki bu metin Eindhoven’de yazıldı ve tüm dünyayla ilgili. Eindhoven kendini ‘dünyanın en akıllı bölgesi’ olarak görür ve kendini ‘beyin limanı’ olarak tanıtır. Temelde Eindhoven endüstriyel devrimden sonra Philips’in yükselişiyle inşa edilmiş ve tüketim çağının ortasında kurulmuş bir şehir.
Eindhoven tipik bir post-endüstriyel ‘Batılı’ şehir. 20. Yüzyıl boyunca birçok insan Philips işçisi olmak için Eindhoven’e gelmiş. Her şey küçük çiftliklerini yaşatamayan komşu çiftçilerle başlamış, onları ülkenin doğusundan gelen eski tekstil endüstrisi işçileri izlemiş, daha sonra birçok İspanyol işçi ve 70’ler ve 80’ler boyunca da artan miktarda Türk ve Faslı işçi şehre gelmiş. Bu endüstriyel şehre hayat veren tüm insanlar kırsal bir geçmişe sahip ve iyi bir eğitime sahip değiller. Dolayısıyla, şehrin yerleşik nüfusu ‘konuşmayı kes ve işinin başına dön’ düsturunu benimsemiş işçi sınıfından oluşuyor.
Şu anda bu işçi sınıfı nüfusu ya işsiz, ya kendilerini geliştirip ofis işlerinde çalışmaya başlamış, ya da emekli olmuş durumda. Eğitimin ve toplumsal refah üzerine odaklanmış ekonominin meyvelerinden faydalananlar oğullar ve kızlar. Bazıları Philips tarafından kurulan Technical University gibi tipik Eindhoven eğitiminden, bazıları ise daha elit – hatta ‘konuşmayı kesmeyenler’ için bile elit – Design Academy’den faydalanmış.

Yeni çocukların kavramları
Lucas Maassen bir bakıma bu çocuklardan biri. Anne ve babası Eindhoven’a 70’lerin başında babası Technical University’de mimarlık dersleri vermeye başladığında yakınlardaki küçük bir köyden taşınmış. 2000’lerde kendi sırası geldiğinde Design Academy Eindhoven’dan mezun olan Lucas kavramlara yatkın bir zeka, üretim tarzlarına dair fırsatlar ve teknik yöntemler hakkında bir farkındalık ve teknik sonuçlara ilişkin bir sezgi geliştirmiş. Hepsi de Design Academy’nin ilham kaynakları Gijs Bakker ve Li Edelkoort’un sanatsal liderliğinden esinlenmiş, ‘Hollanda Tasarım Ekolü’nün ilk dalgasının ikonları Hella Jongerius, Richard Hutten ve Piet Hein Eek’den kısa bir süre sonra mezun olarak kavramsal düşünüşü uygulamalı yeni başlangıçlar için bir yöntem olarak kullanmayı öğrenmiş. Fakat durum buysa: uygulayacak ne var ki? Neden bir başka sandalye daha tasarlasın ki? Yeni sandalyeler üretmek yerine, tüm neoliberal endüstriyi ve tasarım sanatının yüksek kültürün bir sembolü olarak yükselişini ironi yoluyla sorgulayan sandalyeler kavramsallaştırmaya başlamış. Çoğunlukla sanatta Aşırı-Özdeşleşme olarak bilinen stratejiyi kullanarak tek seferlik işlerine aşırı uçları uygulamış: boyutta aşırı uçlar (Nano sandalye), değerde aşırı uçlar (1 kg altın sandalye) ve yeniden üretimde aşırı uçlar (program kodu sandalye) ve diğerleri.

Yeni statülere doğru
Şehrin profilinden algılayabileceğimiz gibi, post-endüstriyel doğmalar hala canlı olsa da post-endüstriyel üretimi iktisadi olarak canlı kılmanın gerçek şartları tartışmaya açık. Kentin bilgiye sahip olduğu doğru olabilir fakat bazı saçma 3D yazıcılar ve birkaç özel zanaat alanı dışında üretim kapasitesi bulunmuyor. Dahası, hakiki Eindhovenlıların, en azından önümüzdeki birkaç on yıl boyunca, eğitim seviyelerine uygun bir tasarım sektörünü ayakta tutabilecek hacimde ürünü alacak ekonomik gücü olmayacak: bilgi temelli ürünlerden oluşan gerçek ‘tasarım’ piyasası çok özel ve sınırlı bir piyasa. Bunun daha da önemlisi, post-endüstriyel sonrası dönemde daima yeni olana doğru ittirme bilincinin sorgulanır hale gelmesi.
Neticede, ‘Batı’ ekonomisi zirvesine ulaşmıştır ve artık kendisini ekonomik korumacılık ve ‘Batı’ya post-kolonyal hakimiyetini veren finansal hakimiyet sayesinde koruyamayacak hale gelmiştir.

Bir başka dönemeç
Maassen’in pratiği işte bu bağlamda farklı bir dönemece girmiş. Sandalyenin kapasite alanını aşırı-özdeşleştirmek tasarımın canlılığını artırmadığına ya da tasarım düşüncesini zehirlemediğine göre o da üretim alanları üzerinde oynamaya başlamış. Bunu yaparken mevcut post-endüstriyel üretim tarzının temellerini de incelemekte. Maassen, tam da bu alanda yine Aşırı-Özdeşleşmeyi uyguluyor. Öncelikle, kendini kültürel ürünün değeri üzerine değil altının değeri üzerine inşa eden bir iş modeli önererek. 1 kg’lik altın sandalyenin ardından, varlıklı Batılılar’ın Avro cinsinden tuttukları eski paralarını (geç 20. Yüzyıl tüketim toplumunda kazanılmış parayı) altın bir koltuk satın alarak saf altının daha temel ve somut değerine transfer etmesine izin veren bir iş modeli geliştirmiş. Altının değerinden ayrı olarak eser sahipliğinin getirdiği bir katma değer mevcut burada: altın sandalye tasarlanmış bir obje olarak daha da zengin bir hale geliyor. Daha fazla altın koltuk satıldıkça altının fiyatı daha da pahalanıyor. Dolayısıyla, bu model, altının en iyi tasarım objesi (sandalye) formatında dolaşımına eklenen eser yaratıcılığı üzerine kurulu bir model. Bu model neoliberal düzenin çöküşünün ardından yatırımcılığın sınırlarını zorluyor.
İkinci bir model, bu düzenin kültürel olarak altını oyuyor. Altın modeli finansal düzenin kendini sadece finansal sayılar üzerinden ayakta tutabilme kapasitesini aşırı özdeşleşmeye tabi tutarken, ikincisi altta yatan üretim ikliminin (emek koşullarının) ekonomik fizibilitesini destekleyen asıl koşulları aşırı özdeşleştiriyor. Tabii ki ‘Batı’ ve özellikle Hollandalılar ekoloji dostluğu, emek koşulları ve emek ücretleri konusunda kültürel olarak bir hayli kibirli davrandılar. Siyaseten sol görüşlü olanlar ideolojik bakımdan ahlak ve etik taleplerde bulunsalar da gerçek tüketici ve üretici bunları pek de umursamamıştı. Ekonomik globalleşme finans, üretim ve tüketim zemininde ekonomik eşitliğin seviyesini artırırken, bu amaç için öne sürülen ideolojik araçlar başka bir gerçekçiliğe adapte olmak zorunda; ‘Batı’nın ideolojik bilincinin üretim etiğine acı verici bir darbe indiren gerçekçiliğe. Tam da burada Lucas Maassen’in Aşırı-Özdeşleşimi bir kez daha atağa geçiyor, bu sefer Lucas Maassen & Oğulları’nı kurarak: tasarımın eser sahipliğinin hem demokratikleştirildiği hem de çocukları aracılığıyla üretimsel olarak sömürüldüğü bir şirket.

Hadi kafaları fırınlayalım!
Sonuçta, Maassen’in aşırı-özdeşleşimli projeleri, üretilmiş tasarımın metotlarını, biçimini ve tarzını, değişen bir dünyada, yerelden türeyen ama küreselin de farkında olarak sorgulayan performatif jestler. Lucas Maassen’in işleri bizi birer eleştiri nesnesi olarak değil de sadece arzularımıza ve dürtülerimize seslenen birer gösteriş edimi olarak tetikliyor. Bunun bir örneği ve son darbelerinden biri olarak fırınlanmış mimari (baked architecture) isimli yeni işinden bahsetmek istiyorum. 2012 yılındaki Eindhoven Hollanda Tasarım Haftası’nda, Eindhoven Pazar Meydanı’nın 20 metre kadar üstüne meydanı neredeyse kaplayan bir sıcak hava balonu yükseltti. Bir yandan devasa ve beklenmedik olandan türeyen sansasyon özlemimiz üzerinde oynayan fırınlanmış mimari adını içi boş gösterişi kasteden Hollanda deyimi ‘fırın havası’ndan almış. Halka – ve hatta kültürel elite – gerçekte istediği şeyi vererek bizi arzu nesnelerimizi sorgulamaya ve dilimizin ikiliğini değerlendirmeye davet ediyor.

* Freek Lomme bir küratör ve yazar, Onomatopee projelerinin direktörü ve Lucas Maassen’i (ve oğullarını) eleştirel olarak takip eden bir gölge yazar.

paylaş

Cevapla