Haber
Nisan 14, 2013

NCR-09 [Ekonomi]: Hareketsiz Alternatif

yazan

(Monnik)‘in kurucularından Vincent Schipper New City Reader’ın 9. sayısı Ekonomi için yazdı.

Yaşadığımız ekonomik durgunluğun orta yerinde, azalan büyüme oranlarına ve ani düşüşlere dair rakamlarla sarmalanmış vaziyetteyiz. Bulunduğumuz yerden tek çıkış yolunun büyüme olduğu ısrarla hatırlatılıyor bizlere. Büyüme haricindeki her şey sanki mali yıkım demek olacak, iyi olan her şey sona erecek. O halde biz de başka bir ihtimali düşünmeye çalışalım.
Hareketsizlik (sıfat): büyüme üzerine inşa edilmemiş dinamik ve yaratıcı bir kültür. Bir başka deyişle sürdürülebilir ve kapsayıcı bir toplum. Hareketsiz toplum, büyüme mefhumunun olumsuz çağrışımlarını ardında bırakmış ve genişleme sonrası, tüketim sonrası, sömürü sonrası değer ve pratikleri oluşturabilmiş toplumdur. Bu değer ve pratikler belki şu an bile mevcut.

İnsanların büyük çoğunluğu dünyaya piyasa, finans, iktisat gibi kavramların teşkil ettiği çerçeveden bakarlar. Artık değerlerin mübadele edildiği bu dünyada kutsal olan büyümedir. Papalık dahi cemaatin büyümesindeki yavaşlamadan şikâyetçidir. Sürekli ve her durumda artan bir büyümenin peşinde koşarak lüksün, bağımlılığın ve kutuplaşmanın hâkim olduğu bu dünyayı kurduk. Şişkin zamanlarda yaşamadığımızı kimse iddia edemez. Peki ama bu büyüme, bu modern paradigma kendi kendisini idame ettirmeye devam edebilecek mi? Bu çerçeve geçmişte gayri ahlaki faaliyetlerin ortaya çıkmasına neden oldu, şimdi ise insanlık dünyayı belirsiz bir geleceğe doğru sürüklüyor. Roma Kulübü 1972’de büyümenin bir sonu olmadığını duyurmuştu, bugün ise o sona her geçen gün biraz daha yaklaşıyor gibiyiz. Modern zamanların hâkim paradigması büyüme olduysa da bugün artık alternatif bir paradigmaya ihtiyaç var. 1972’den bugüne büyüme paradigmasının ötesinde hayali bir dünyaya belli belirsiz işaret eden düşünceler ortaya kondu. Ancak bunların hiçbiri hakiki bir alternatif gelecek, yani büyüme ya da daralma kavramlarına takılıp kalmayan bir gelecek ortaya koyamadı. Bu nedenle biz alternatif bir paradigma olarak “hareketsiz” kavramını ve bu kavramın uygulaması olarak “hareketsiz şehir”i öneriyoruz.

Şehirler çelişkilerin, dinamiklerin ve tahayyüllerin bir toplamıdır. Modern şehir ilhamını büyüme paradigmasından almıştır, hatta bu paradigmanın ortaya çıkışının bir sonucu olduğu bile söylenebilir. Ancak sanayi sermayesinin devlerinin teker teker devrilmeye başlamasıyla beraber şehir de yeni bir alternatifin ipuçlarını ortaya koymaya başladı. Örneğin Detroit’te ya da tek bir sanayi koluna dayanan diğer şehirlerde 90’lı yılların sonunda ve 2000’lerin başında büzülme mefhumu konuşulur oldu. Ne var ki bu çerçeve, bugün şahit olduğumuz ya da Roma Kulübü’nün 1972’de öngördüğü iktisadi ve demografik gerçekliğe yanıt vermez. Bugün insanların büyük çoğunluğu şehirlerde yaşıyor, muazzam büyüklükte kitleleri yutan bu şehirler vaktiyle kömür ya da otomobil üretimi yapan ve şimdi büzülen şehirlerden katbekat daha karmaşıktır. Hareketsiz Şehir, bugünün ve geleceğin mega şehirlerinin karmaşıklığını kendi içinde temsil eder. Giderek artan sayıda insan kentleşse de bunun bir sınırı var. Bu sınırı anlama, bu sınırın toplumsal dönüşümler açısından ne ifade ettiğini kavrama ihtiyacı bizleri bu alternatif paradigmayı anlama eylemine içkin olan karmaşıklığa getirecektir.

İster giderek yaşlanan ekonomisiyle New York’tan, ister yatay mekânsal büyümenin sınırlılığıyla Hong Kong’dan bahsedelim, dünyanın dört bir yanında Hareketsiz Şehir temayülleri gösteren şehirler mevcut. Ancak bugün için bu türden şehirlere en uygun örnek Tokyo’dur. Hareketsiz Şehir’in bir ölçüde ilham perisi olan Tokyo, Hareketsizlik halinin ana gösterenlerini sergiler. Tokyo’nun ekonomisi yirmi yılı aşkın bir süredir neredeyse hiç büyümedi, nüfusun büyüme eğrisi neredeyse durma noktasına geldi, kentsel gelişme ise sınırlarına ulaşmak üzere. Yani insanların işe gitmek için harcayacakları azami süre üzerinden belirlenen azami yayılma alanının neredeyse sonuna gelindi.

13.555,56 kilometre kare alana yayılmış, 35,6 milyon insanın yaşadığı bir metropoliten alanı düşününün. Japonya’nın en büyük adası Honshu’nun doğu kıyısında, uzaydan bakıldığında kocaman gri bir leke gibi görünen bir şehri gözünüzde canlandırın. Tokyo’nun Hareketsiz Şehir’in ilham perisi olmasının tek nedeni hareketsizlik durumundaki bir şehrin temel unsurlarını sergiliyor olması değil. Tokyo ilham verici, çünkü hareketsizlik fikrini kökten biçimde karmaşıklaştırıyor. İnsan Tokyo’ya baktığında iki imge dikkatinden kaçmayacaktır: Büyüme ve kalkınma sonrası dönemin örneklediği makro hareketsizlik hali ve nevi şahsına münhasır bir dinamizm ve çelişki sergileyen mikro hareketsizlik hali. Peki bu ne anlama gelmekte? Bu bizi nereye götürür?

Hareketsiz Şehir’i mercek altına aldığımızda aslında tam da bir şehrin ne olduğunu görürüz: Birbirleriyle ilişki kuran, zaman zaman beraber çalışan insanların ve çevrenin oluşturduğu hareketli bir ağ. Bu şehir derlenen tüm verilerden daha organik bir şeydir. Şehir bir istatistik verisi değil, her bir bireyin bir diğeriyle, altyapıyla, havayla, hatta kendisiyle etkileşiminin toplamıdır. O halde Tokyo muazzam büyüklükte olsa da onun aynı zamanda küçük, hatta zaman zaman minyatür olduğunu söyleyebiliriz. Şehrin ekonomisinin temelinde küçük ve orta boy işletmeler vardır. Siyasal değişimler kolektif toplumsal travmalarla birlikte patlak verir, sokak düzeyinde hâkim olan bireysel muhayyilelerdir. Evlerin birçoğu kataloglardan seçilir. Hareketsiz Şehir aslında hareketsiz değildir, şehrin hareketsizliği yalnızca büyümeye dairdir. Hareketsizlik, ancak makro ölçekte anlaşılabilecek olan büyümenin iktidarsızlığını sergiler.

Piyasa ve sermaye sisteminin talep ettiği türden bir sürekli büyümeye gerçekten ihtiyaç duymadığımız apaçık ortadadır. Bugüne kadar şehirleri kitlesel üretimin ve teknolojik yeniliklerin, giderek artan lüks tüketimin, ihtiyacımızın ötesinde devasa büyüklüklerde yaşam alanlarının fiziki ikonları olarak düşündük. İşte bu büyümenin şehri; bugün için bunun tek alternatifi ise açlığın ya da savaşların pençesinde kıvranan umutsuzluk mekânları. Geleceğin yaşanabilir şehrini düşünebilmek için yapmamız gereken ilk şey şehirle büyüme mefhumu arasındaki bağı koparmak. Tokyo örneğinde olduğu gibi Hareketsiz Şehir bu türden bir alternatif olabilir; bugün artık bu yeni durumu hayal etmeye ve yaratmaya başlamak için bir adım atmamız gerekiyor. Burada mesele daha büyük, daha hızlı ya da daha ucuz bir şehir yaratmak değil. Gözünü şimdiki zamana çeviren anlatıları hep beraber örmeliyiz ki daha bireysel, sürdürülebilir ve hakiki bir geleceğe kavuşalım.

Monnik, Edwin Gardner, Christiaan Fruneaux ve Vincent Schipper’in bağımsız çalışmalarından oluşan bir kültür araştırmaları kolektifidir. Kısa zaman önce Still City Project adında bir çalışma başlatan üçlü, proje kapsamında Tokyo’da Hareketsiz Şehir’in izlerini araştıran uluslararası bir atölye çalışması düzenledi.

paylaş

Cevapla