Haber
Nisan 15, 2013

NCR-09 [Ekonomi]: “Atığın” Değeri Ne Kadar?

yazan

Erdem Üngür ve Işık Gülkaynak imzalı, 9. New City Reader gazetesinde yer alan metin.

Tüketicinin satın aldığı ve şahsi malı haline getirdiği tüketim nesnesi, sahibi tarafından terk edildikten sonra kime aittir? Belediye hangi görünür sebeple toplayıcıları yağmalar? Çöp ilk bulanın mıdır, yoksa sokaktaki başıboş her şey devletin malı mıdır? Çöpün eski sahibi öncelikli yeni sahibi midir? Apartmandaki gazeteleri toplayıp kağıt fabrikasına götüren duyarlı vatandaş hırsızlık mı yapmış olur?
Nüfuslar çoğalıp yoğunluklar arttıkça; köylerin kasabaya, kasabaların kentlere, kentlerin ise metropollere dönüştüğü meşakkatli ve sonsuz süreçler, yüzyıllardır yeni gelenin barınmasını sağlayan, başından beri orada olanın ise artan ihtiyaçlarının karşılanmasına yarayan, gittikçe özelleşen iş kollarının ortaya çıkmasına sahne olur. Son yüzyılların endüstriyel gelişmeleri ve kapitalist düzenin getirileri, tüketilenin niteliğini değiştirmiş ve niceliğinin artmasına önayak olmuştur. Tüketilmiş olanın aslında ömrünü tamamlamış olmadığının ve yeniden kullanılabilirliğinin keşfedilmesi ise geri-dönüşüm/kazanım pazarlarının oluşmasını sağlamıştır. Ekolojik dengenin bozulması ve dünyadaki hammadde rezervinin azalması ile bu pazar ve dolayısıyla “çöp” gittikçe değerlenir. Ve bu değer, ondan gelir elde etmek isteyen yasal ve yasak sistemlerin bir türlü çözümlenemeyen çatışmaları düşünüldüğünde hiç de küçümsenmeyecek bir boyuttadır.

Ancak, bunlar kapitalist düzenin tüketim politikaları sebebiyle, toplumsal farkındalık noktasında yer bulamıyor. Kullanıcı için ve onun yerine gerçekleştirilen üretim ve atık dönüşümü evreleri artık kullanıcıyı ilgilendirmemektedir. Günümüz ekonomik sistemi, nesnenin nereden gelip nereye gittiğini önemsiz hale getirirken, kişi katılımının “tüketici” sıfatına indirgendiği bu süreçte, tek kontrol edebildiği evredeki faaliyetini ise artan oranlarda gerçekleştirmektedir. Tüketim anı sonrasında nesne, bir başlangıçsızlık ve sonsuzluk içerisinde kalır. Sanki nesne ortadan kaybolur. Ancak gerçekte biçim değiştirmekte ve sosyo-politik, ekonomik sistemlerin belirlediği yolda etrafına değer saçarak yeniden tüketime katılmaktadır. Atığa yabancılaşıldığı gibi, atığı geri kazanılmak üzere toplayan ve ayrıştırana da yabancılaşılmıştır. Toplumun ötekisi haline getirilmiş olan bu insanların durumlarının farkedilmesi, insanca yaşama ve çalışma koşullarına sahip olmak için seslerini duyurabilmeleri, topluma ve sosyo-ekonomik sisteme hakça koşullarda yeniden dahil olmaları, geri dönüşümün üzerine oturduğu ekolojik felsefe açısından ise kaçınılmazdır.
“Tüketim nesnesi – atık” ve görevleri bu şeyler üzerinden belirlenmiş olan “tüketici – toplayıcı” ikiliğindeki paralellik ilginçtir. Sokak toplayıcısı olarak nitelendirilen ve yasak olan sistemin en önemli fakat en mağdur konumdaki bileşeni olan bu bireylerin, yaptıkları iş bağlamında tanımlanan bir topluluk olarak kent ekosistemi içerisindeki yerleri önemli olmakla beraber bir görünmezlik kisvesine de bürünmüş ya da büründürülmüştür. Tüketici, toplayıcının farkında değilken, toplayıcı da görünmezliğinden şikayetçi değildir aslında. Sistem, ilginç olarak ancak bu şekilde işleyişini sürdürebilmektedir.

Atık döngüsü ve Türkiye:
İstanbul’da, 1953 yılından itibaren atıkların denize dökülmesi yöntemi bırakılarak önce vahşi depolamaya ve sonrasında 1995 yılında düzenli depolamaya geçilmiştir.[1] Düzenli depolama bölgeleri, doğal çevrelerine olan etkileri açısından bu yıllar içerisinde geliştirilmiş, çöplerin doğaya verdiği zararların farkına varılarak minimuma indirgenmeye çalışılmış ve çalışılmaktadır.Son yıllarda ise, ekolojik dengenin bozuntuya uğraması sonucunda ortaya çıkan dünya çapındaki geri dönüşüm uygulamaları ile atığın, daha önceleri sahip olduğunun farkında olunmayan, meta olarak değerinin anlaşılması ülkemizde de etkisini göstermiştir. Böylece düzenli depolanan atık miktarının azaltılıp, atığı mümkün olduğu kadar geri kazanmak bilinci ile yeni teknolojilere ve ekonomik yapılanmalara gidilmeye başlanmıştır. Ülkemiz için önemli bir kıstas olan AB standartları ve elde edilecek gelir göz önünde bulundurularak, devlet çeşitli pilot geri dönüşüm uygulamalarına başlamıştır. Böylece atık pazarına, önce illegal toplayıcılar, sonra da belediye dahil olur. Her türlü atığın toplanması ve geri dönüştürülmesi işleri ile büyükşehir belediyelerinde Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı’na bağlı Çevre Koruma Müdürlüğü ve Atık Yönetimi Müdürlüğü ilgilenmekteyken, ilçe belediyelerinde Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü ve Temizlik İşleri Müdürlüğü ilgilenmektedir. Toplama ve geri dönüşüm faaliyetleri belediyelerin kendi bünyelerinde yapılmamakta; atıkların toplanması ve geri dönüştürülmesini kontrol eden yetkilendirilmiş kuruluşlar ve lisanslı nakliyat firmaları ile geri dönüşüm tesisleri tarafından, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın yönetmeliklerine uyularak icra edilmektedir.[2]
Devlet içerisinde süregelen bu yapılanmalar, madalyonun diğer yüzü olarak, 1930’lardan beri[3], değişen sıfatlarla da olsa bu işle geçinen bağımsız ve ünvansız diğer insanları ‘yasadışı’ bir konumda bırakmıştır. Belediyelerin yeni oluşmuş sistemleri, bu işle önceden beri geçinen kişilerin oturmuş sistemlerinin yerlerini hemen alamamışlar ve bu pazara eklemlenerek sistemi ikiye ayırmışlardır. Kayıtiçi ve kayıtdışı olarak bahsedilecek bu iki sistemden kayıtiçi sistem doğası gereği daha kolay araştırılıp açıklanabilmekte, kayıtdışı sistem ise yapısal olarak kayıtiçi sistem kadar karmaşık, fakat yazılı kanunlara dayanmadığı için sosyal, ekonomik, politik açılardan daha sorunlu, araştırılması ise teknik olarak daha zordur. AB projesi kapsamında ise sistemin bu ikili yapısı yok edilerek işin tamamının kayıt içine alınması hedeflenmektedir.

Kayıtiçi sistem:
Sistem özetle şöyle işlemektedir: Konutlar ve kurumlardan çıkan karışık evsel çöp, yaş çöp ve kuru çöpler belediye araçları vasıtasıyla aktarma merkezlerine getirilmektedir. Aktarma merkezleri, atıkların, şehrin dış çeperlerinde bulunan geri kazanım ve kompost ya da bertaraf tesislerinedoğrudan gitmesini engelleyerek ulaşım maliyetini ve trafik yoğunluğunu azaltmak niyetiyle oluşturulmuş ünitelerdir. Aktarma merkezlerinin konumları, Çevre Bakanlığı’nın yapmış olduğu katı atık ana planı (KAAP) bünyesinde yapılan bölgelendirmeler ışığında belirlenmiştir. Bölgelendirmeler, coğrafi konum, topografya, yol durumu, ekonomik taşıma mesafesi ve bölgelerin nüfus oranları temel alınarak yapılmıştır. Ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı, bölgelere göre çıkan yıllık kaliteli (ambalajlı-geri dönüştürülebilir) çöp miktarlarının araştırılması da hangi bölgelerin ne yoğunluktaki toplama sistemine ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Aktarma merkezlerinin yıllık dolum oranları ve buralara çöp taşıyan araç sayılarının analizi ise planların şimdiki işlerliklerini sunmaktadır.
Aktarma merkezine gelen karışık çöpler sıkıştırılarak büyük silolar (yüksek yük kapasiteli ağır vasıta) vasıtasıyla ana bertaraf sahalarına ulaştırılmaktadır. Buralarda ise atıklar öncelikle ayrıştırılmakta, sonra türlerine göre farklı prosedürlerden geçirilmektedirler. Organik atıklar ayrıştırılarak kompost denilen, gübrenin içeriğini oluşturan organik değeri ve su tutma kabiliyeti yüksek malzemeye dönüştürülürler. Plastik atıklar için iki adet geri kazanım yöntemi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi atıktan üretilen yakıt (RDF)’a dönüştürülmeleri ve sonucunda çok yüksek sıcaklıklarla çalışan çimento fabrikalarına satılmaları iken diğer yöntem granül haline getirilmeleri ve plastik fabrikalarına yeniden kullanım için satılmalarıdır. Geri dönüşümü imkansız olan diğer atıklar ise bertaraf tesisine geçerler. Burada da çöp gazı (metan)’dan enerji üretilmekte, çöp sızıntı suyu arıtılarak kanalizasyona verilmekte, ve bu işlemler sonunda geriye kalan dönüşüm değeri sıfırlanmış atık en sonunda doğaya vereceği zararın minimuma indirildiği düzenli depolama sahalarına götürülmektedir. Tıbbi atıklar ise kaynaktan alındıktan sonra direkt olarak bertaraf tesisine yakın tıbbi atık yakma tesisine götürülüp yakılırlar.
Ambalaj atıklarının toplanması-ayrılması ve geri dönüştürülmesi amacıyla faaliyet göstermek ve tesis kurmak isteyen gerçek ve tüzel kişiler, kuracakları tesisle ilgili her türlü plan, proje, rapor, teknik veri, açıklamalar ve diğer dokümanlarla birlikte Bakanlığa başvurduktan sonra bölge belediyeleri tarafından yetkilendirilme süreçleri başlar. Ambalajlı atıklar ise, pilot bölgelerde kurum ve konutlardan periyodik olarak; pilot olmayan bölgelerde ise çeşitli kurumlardan talep üzerine periyodik olarak ve konutlardan düzensiz bir programla talep üzerine toplanmakta ve direkt olarak lisanslı geri dönüşüm tesislerine satılmaktadırlar.

Kayıtdışı Sistem
Çevre ve Orman Bakanlığı’nın KAAP bünyesinde yapılan araştırmalar sonucunda varılan sonuçlar şöyledir: “Bireysel toplayıcılar ve hurdacılar kullanılmış ambalajları depolardan ve işyerlerinden satın almakta veya sokak ve atık konteynerlerinden toplamaktadırlar. Bu, Türkiye’de en yaygın yöntemdir. Sokak toplayıcıları tarafından geri kazanılan atığın toplam kentsel katı atığın %10’unu ve geri dönüştürülebilecek katı atığın ise %25 -30’unu oluşturduğu tahmin edilmektedir. Bu tür bir geri kazanım sağlıklı ve yasal olmamasına rağmen ilgili gruplar çok iyi organize olduklarından hala devam etmektedir. Türkiye’de belediyelerin işletiminde olan maddesel geri kazanma tesislerinin toplam kapasitesi yaklaşık 250.000 ton/yıl mertebesinde olarak belirlenmiştir. Buna rağmen bu tesisler 30.000 ton/yıl gibi çok düşük bir işlem hacmiyle çalışmaktadırlar. Belediyeler tarafından geri dönüştürülen miktar, sokak toplayıcılarının kine göre çok düşüktür.”
Toplayıcıların sendikaları ya da seslerini duyuracak platformları az olmakla beraber 2005 yılında kurulmuş Ankara Geri Kazanım Derneği ve KATIK Geri Dönüşüm İşçileri Gazetesi gibi oluşumlar toplayıcıların haklarını aktif bir şekilde koruma çalışmalarında bulunmakta fakat yine de belediye ile olan çekişme devam etmektedir. Belediye ile kapkaç oynamak suretiyle zor şartlarda katı atığın dönüşmesinde rol almaktadırlar.
Gözlemler sonucundaki bulgulara göre, sistem dört ya da beş bileşenden oluşmakta ve aşağı yukarı şöyle işlemektedir: toplayıcılar, sokaktan ya da sözlü anlaşmada bulundukları kurumlardan topladıkları ayrıştırılmış ambalajlı atıkları, iki-üç kişinin kira paylaşımında bulunduğu kapalı depolarda iki-üç gün boyunca biriktirmekte ve daha sonra buradaki atıklar 1.aracının denetimi altındaki daha büyük depolara aktarılmaktadır. Bunlar, kantar, ayrıştırma bandı, sıkıştırıcı gibi bazı teknik ekipmanların bulunduğu yarı kapalı depolardır. Metaller eritmecilere, plastik ürünler de kırmacılara götürülmektedirler. Kilogram üzerinden alınan plastik, metal ve kağıt atıklar kendi içlerinde de türlerine göre ayrıştırılıp sıkıştırıldıktan sonra kamyonlara konularak 2. ve belki 3. aracıya götürülmekte daha sonra da geri dönüştürücü firmalara yine kilogram üzerinden satılmaktadırlar. Son aracıya gelindiğinde artık sistem kayıtiçine girmekte, toplayıcı olarak şirketin kendisi görünürken fabrikaya satılan mal ise artık faturalandırılmaktadır.
Ankara Geri Kazanım Derneği Bogota Konferansı bildirisinde (2008) Türkiye’de yaklaşık 200.000, İstanbul’da 100.000 katı atık toplayıcısı olduğuna değinilmekte ve çöp toplayıcılarının genelde göçmenlerden, azınlıklardan ya da diğer radikal gruplardan oluştukları, her yaş grubundan olabildikleri, genellikle erkeklerden oluştukları, işe genelde geçici olarak, mevsimsel periyotlar dahilinde başladıkları, sonrasında düzenli şekilde devam ettikleri ve genelde gecekondularda, kaliteli çöpün çıktığı ekonomik açıdan yüksek bölgelere yakın oturdukları dile getirilmektedir.

Sonnot:
Tüm bu bilgiler, 2009 yılında tarafımızca yapılmış olan araştırmaya aittir. Her gün ivmelenerek değişen Türkiye şartlarında sistemlerin aynı kalmadığı unutulmamalıdır. Tüm bunların dışında, araştırmanın yapılmış olduğu Tarlabaşı bölgesi şu anda tepeden inme bir kentsel dönüşüm projesi altında yıkılmakta, ve bahsi geçmiş olan kayıtdışı ekonomik bileşenlerin büyük kısmı (ara ve ana depolar, toplayıcıların evleri…) , bu bölgede ortadan kalkmakta, dolayısıyla sistem farklılaşmaktadır.

[1] İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atık Yönetim Müdürlüğü Faaliyet Raporu, Ekim 2006
[2] Burada bahsedilen devlet dairelerinin isimleri ve sistemin işleyiş biçimi 2009 yılında alınan verilere göre elde edilmiştir.
[3] Eylem Akçay, 2008

paylaş
  1. Yazan Laura Thompson

    Eylül 25, 2014 4:56 ÖS

    Hello,

    This is fascinating. We recently visited Istanbul on behalf of a client to understand more about the waste and recycling infrastructure. Specifically interested in paint containers (plastic and metal). We saw many waste pickers.

    Could you tell me if the situation described above (2009 account) is still relevant today?
    Do you know if paint containers are collected as part of this practice? (I expect they are if they are empty?)

    Kind regards,

    Laura

    Reply

Cevapla